Mesleki Rehberlik Mi Yoksa Masallar Diyarı Mı?

Psk. Dan. Gouljan DİNÇER tarafından tarihinde yayınlandı

Bu yazımda öncelikle Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS)’ ye girecek bir öğrencinin velisi olarak daha sonra yıllarca mesleki rehberlik çalışmaları yapmış bir rehber öğretmen olarak bazı önemli konulara değinmek istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde ‘’Kariyer Gelişimi ve Mesleki Rehberlik’’ konulu bir seminere katıldım. Konuyu anlatan üniversiteden bir öğretim görevlisiydi. “Çocuklara kariyer kavramını tanıtalım, meslek tercih ederken seçenekleri genişletelim, hangi mesleğin hangi özellikleri var onu anlatalım.” diyordu.

Tamam anlatalım da neyi, nasıl anlatalım? Olanı mı olması gerekenleri mi anlatalım?

Çağımızın gençleri bu kadar sosyal medya kaynağına sahipken, bu kadar araştırma olanağı varken ve en önemlisi güncel istatistikleri görebiliyor ve yorumlayabiliyorken biz ne tür masallara başvurmalıyız ki bu çocuklar bize inansın?

Lise müfredatına baktığımda hayret ediyor ve anlamakta güçlük çekiyorum. Bu konular ne zaman ve nerde gerekli olacak ve hayatın hangi noktasında kullanılacaktır diye.

Sanki sistem özellikle mutsuz, kendine güvenmeyen, stresli, kaygılı, ruh sağlığı zayıflamış bireyler yetiştirmek için el ele vermiş ve bunun için elinden geleni yapar nitelikte.

Sınav öyle bir içeriğe sahip ki çocuklar kazansın diye değil kazanamayıp bedbaht olsunlar diye kurgulanmış adeta. Ve bu saçma sürecin sonucunda gençlerin omuzlarına yüklenen yakın ve uzak çevrenin gerçek dışı beklentileri ve en önemlisi duyulan “GELECEK KAYGISI”.

Bunları yazarken farklı bir eğitim sistemi ile büyüdüğüm toplumda, mesleki ön hazırlık sürecim nasıldı diye düşünmeden edemiyorum. SSCB döneminde Kazakistan’da aldığım eğitimde bile ki genellikle bu eğitimi küçümseyen tavırlarla karşılaşıyorum, lise öğrencileri okul müfredatı haricinde farklı beceri kazandırma kurslarında da eğitilirlerdi. Hem de zorunlu olarak. Örneğin, erkek öğrenciler muhakkak sürücü ve iş eğitimi kurslarına, kız öğrenciler ise dikiş ve ev ekonomisi kurslarına devam etmek zorundaydı. Bu kursların sonunda ehliyeti ve tamirat becerisi olan erkekler (sürücülük kursuna kızlar da devam edebiliyordu); terzilik ve aşçılık becerisi olan kızlar yetişirdi. Liseden mezun olan hemen hemen her öğrencinin bir hobisi olurdu. Pek çoğu farklı müzik aleti çalarken, fotoğrafçılık ve sporla uğraşan bir kısım da vardı. Her yaz kamp hayatımız olurdu. Ateş yakmayı, karnımızı doyurmayı öğrenir ve bilirdik. Hayatta var olabilmek için gerekli olmazsa olmaz becerileri ediniyor aynı zamanda sosyalleşmeyi öğreniyorduk. En önemlisi liseden mezun olduğumuzda lise diplomasının haricinde ehliyetimiz ve iş sertifikalarımız oluyordu. Bu da ek gelir demekti.

Şimdi tasarım ve beceri atölyeleri diye bir uygulamaya başlandı. Çocuklarımıza yaşam becerileri kazandırmaya çalışıyoruz. Bana çok tanıdık geldi açıkçası.

Neden şu anki müfredata bunları yediremiyoruz? Neden daha farklı beceri alanlarına sahip, özgüveni tam, bağımsız bireyler yetiştirmeyelim? Neden bireysel ilgi ve yeteneklerine göre şekillendiremiyoruz gençlerimizi? Neden bir balıktan ağaca tırmanmasını bir tavşandan yüzmesini bekliyoruz?

Şimdiye kadar yaptığım tüm mesleki çalışmalarda öğrencilerime yönelik öncelikle kendilerini tanımalarına, daha sonra ebeveynleri ile sağlıklı iletişim kurmalarına, mutlu olmalarına ve karar verebilme becerilerini geliştirmelerine ışık tutacak çalışmalar yaptım. Ancak sağlıklı bir birey, sağlıklı kararlar alabilir bence. 

Mesleki yönlendirme çok ciddi bir sorumluluktur. Ve bu işi yaparken masal anlatacaksam da gerçekçi olmasını tercih ederim! Çocuklar geleceklerine olan inançlarını asla yitirmemeli!

Sevgilerle….


0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir