Antipatiden Kaynaklı Empati

Hüseyin Kadir YÜKSEL tarafından tarihinde yayınlandı

Yazımın başlığı size garip gelebilir ama inanın garip değil. Anlatacaklarıma bire bir uyan bir başlık. Yazımın gelişme bölümüne geçmeden geçmiş yazılarımdan birini tekrar hatırlatmak istiyorum sizlere. “Tilki Kümesi İyi Tanıyor Diye Bekçi Yapılır Mı?” diye bir yazı yazmıştım ve işi ehline bırakmaktan bahsetmiştim. İnsanların üzerlerine vazife olmayan konularda konuşmalarının doğru olmayacağını belirtmiştim. Ne kadar da haklı bir serzenişte olduğumu şimdi daha da iyi anladım.

Eğitiminin Dilinden sayfalarında paylaştığım yazıya benzer bir yazıyı da çok önceden sosyal medya hesaplarımdan birinde paylaşmıştım. O yazımda da üzerine vazife olmayan bir sürü konuda konuşan bir kişiden bahsetmiştim. Bu yazımı da o kişiye ithafen yazıyorum. Yazımın kahramanı, kendini gazeteci olarak tanımlayan ama benim terminolojimde “Herbikolog” diye adlandırdığım bir kişi. Şimdi bu noktada siz beni eleştirebilirsiniz. “Hani sayfanızda kişileri hedef alan yazılar yamayacaktınız? Sizin sayfanızda sadece eğitim olacaktı? Siyasi içerikli veya kişileri eleştiren yazılar yayımlamayacaktınız?” diye haklı söylemlerde bulunabilirisiniz. Fakat bu durum söylediklerinizin içinde yer almıyor. Bu durumun temelinde eğitim ve eğitimciler olduğu için yazma ihtiyacı duydum. Şimdi biraz bu kişiyi tanıyalım isterseniz.

Türkiye’de darbe girişimi öncesinde anayasa değişikliği referandumu yapılacaktı ve televizyonlarda hukukçular bu durumu tartışıyorlardı. Tartışma programlarında hukukçuların arasında bu kişi vardı. Daha sonra açılım süreci başladı. Bu sürece ilişkin olarak siyasiler televizyonlarda tartışma programlarında karşı karşıya geliyorlardı. Tahmin ettiğiniz gibi bu kişi siyasilerin arasında süreci canı pahasına savunarak yer alıyordu. Darbe girişimi sonrası tüm ülke hukukçusu, siyasetçisi ve askeri yani sürecin tam göbeğinde olan kurum ve kuruluşları temsil eden insanlar televizyonlarda bu hain olayı tartışıyordu. Ekranlarda sanki darbe girişimini önlemek için cansiperane yollara düşmüş gibi davranarak tartışma programlarında yine bu kişiyi gördük. Sonra ülke ekonomisi tartışılmaya başlandı ekranda ekonomist tavrıyla yine bu kişiyi gördük. Sonra pandemi süreci başladı ve ekranlarda bu kişiyi sağlıkçı edasıyla tartışma programlarında gördük. Şimdi de bu kişiyi eğitim bilimci olarak köşe yazısı yazarken buluyoruz karşımızda. İşte tam da bu yüzden bu kişinin benim terminolojimdeki adı “Herbikolog”.

Bu herbikolog yaklaşık bir aydır ekranlarda görünmüyordu. İnanın bende kendi kendime “Acaba bu nerelerde?” diye düşünmeye başlamıştım. Çünkü bu herbikoloğun kendi gibi aynı evi paylaştığı bir herbikolog arkadaşı daha var. O bu arkadaştan daha tehlikeli. “Neden?” derseniz, onun üslubu da bozuk. Bir de genelde ya izlediklerini ya da uyguladıklarını konuşuyor. Yine bu bizim herbikolog ona göre daha bilgili bir herbikolog. Neyse konumuza dönelim. Bizim bu herbikolog her gün farklı kanalda her türlü tartışamaya dâhil olabilmek için sürekli olarak dışarıda. Genellikle de tartışma programlarının saatinden kaynaklı olarak akşamları dışarıda. Sabahları da köşe yazılarını yazmak için ya ofiste ya da evdeki çalışma odasındadır muhtemelen. Geçim sıkıntısını hepimiz yaşıyoruz ve hepimiz çalışmaya gayret ediyoruz. Asla bu yönden eleştirmiyorum. Bu konuyu özellikle belirtmek istiyorum. Yoğun çalışma programı ve akşamları evde olamadığı için çocuklarına çok zaman ayıramadığını düşündüğüm için değindim sadece. E hâl böyle olunca çocukların pandemi sürecinde eğitim faaliyetlerini nasıl yürüttüklerinden de büyük ihtimal bir haber. Zaten evdeki diğer herbikolog Allah’a emanet. Böyle bir durumda da çocuklar büyük ihtimalle uzaktan eğitim faaliyetlerinde gevşek davranmışlar ve katılım noktasında da titizlik göstermemişler. Bizim herbikologta çocuklarındaki gerilemenin farkına varmış olmalı ki hemen neredeyse tüm annelerin yaptığı gibi suçu kendi çocuğunda görmeyip bir günah keçisi arama yoluna gitmiş. Tahmin edin kimi bulmuş? Öğretmenleri… Hemen kâğıdı kalemi almış ve büyük bir bilirkişi edasıyla “Öğretmenler rahata alıştı.” yazmış.

Yazılan bu ifadeden sonra oturup bir düşündüm. Bildiğim tüm kavramları gözden geçirdim. Bize sürekli olarak anlatılan empati kurabilme kavramını düşündüm. Genellikle biliyorsunuz empati, sempati duyulan veya mağdur olan insanlara karşı kurulan bir duygu durumu. Ama inanın öyle değilmiş. Antipatiklikte empati kurmaya neden olabiliyormuş. En azından bende öyle. Neden böyle düşündüğümü hemen açıklayayım. Bu bizim herbikolog arkadaşa gerçekten aşırı antipati duyuyorum. Bana her devre ayak uyduran, rüzgar nerden eserse o tarafa eğilen bir yapısı varmış gibi geliyor ve bu nedenle antipatik buluyorum. Bu nedenle onun yerine kendimi koymak istedim. Ben onun yerinde olsaydım ne yapardım diye düşündüm. Bu nedenle de yazıma bu başlığı seçtim.

Ben eğer bahsettiğim herbikolog olsaydım bende aynı şeyleri düşünür bende öğretmenlerin rahata alıştıklarını yazardım kesinlikle. Hatta sadece bu süreçte değil çok eskiden beridir rahata alıştıklarını yazardım. Çünkü düşünseniz de yakınınızda eğitim sisteminin tüm basamaklarında yer almış ama hiç nasibini alamamış insanlar var. Yani en yakınınızda durmasını istediğiniz ve seçtiğiniz insanların bazıları eğitimden hiç nasip alamamış. Siz ne düşünürsünüz? Empati kurun lütfen. Ben ne kadar kötü seçimler yapıyorum Allah’ım mı dersiniz? Dediğinizi düşünelim. Sürekli bunu düşünüp her defasında kendi kendinize “Evet. Sen kötü seçimler yapıyorsun.” der misiniz? Bence bir yerde pes edersiniz. Sizde eğitimler almışsınız. Yabancı diller biliyorsunuz ve herbikologsunuz. Nereye kadar kendinizi kötü tercihler yaptığınız için suçlayacaksınız. Ben empati yaptığım zaman bir yerde kendimi suçlamayı bırakacağıma eminim. Bu nedenle bu gariban herbikoloğa bazen hak veriyorum. Fakat hak veriyor olmam söylediklerini tasvip ettiğim ve bu konuda ona hiçbir şey söylemeyeceğim anlamına gelmiyor.

Herbikoloğumuza “sadece” eğitimci olarak naçizane tavsiyem “Acaba daha iyi nasıl yapabilirim? Ne yaparsam ekranın karşısında bulunan öğrencilere daha çok öğretebilirim? Nasıl davransam da çocuklar ekran başında sıkılmadan beni dinleseler?” diye her gün kendini paralayan öğretmenlere laf söylemeden önce kendi evindekilerin yüz yüze eğitimleri ile ilgilenmesi. Çünkü evinde bazı konularda eğitimleri eksik olan insanların var olduğunu biliyoruz ve biz bu insanları televizyonlarda izlerken sabır çekiyoruz. Bu nedenle öncelikle iğneyi kendisine batırmasını tavsiye ediyorum. Birde eğitimin bir süreç olduğunu hatırlatmak istiyorum. Birde unutmadan:

  • Sayın Herbikolog, birini işaret ettiğinizde bir parmağınız karşıyı gösterirken unutmayınız ki üç parmağınız kendinizi gösterir.

Birilerine herbikolog olarak bir şeyler söylemeden önce aklınıza gelsin. Kulağınıza küpe olsun…  


0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir