Tam Öğrenmeden Irak Uzaktan Eğitimde Değerlendirme

Hüseyin Kadir YÜKSEL tarafından tarihinde yayınlandı

Sayfamızda sürekli olmasa da elimden geldiğince ölçme ve değerlendirme üzerine bir şeyler paylaşmaya çalışıyorum. Bu yazımda da uzmanlığım olan ölçme ve değerlendirme ile ilgili fikirlerimi paylaşayım dedim. Bu ara popüler bir konu ile ilgili yazmanın doğru olacağı kanaatindeyim.

Biliyorsunuz ki pandemi nedeniyle turnikeye çevirdiğimiz okullarımızı yeniden yüz yüze eğitime kapattık. Kapatma kararını tartışacak değilim bu noktada. Çünkü eğer yazılarımı sürekli okuyorsanız “Tilki Kümesi İyi Tanıyor Diye Bekçi Yapılır Mı?” isimli yazımda işin ehline verilmesi gerektiğini vurgulamıştım. Bu nedenle bu konuda fikir belirtmek yerine işi ehline bırakmaktan yanayım. Fakat bu kararın ardından gelen sorular ve bu sorulara ilişkin alınan tedbir kararları ile ilgili görüş belirteceğim elbette.

Bakanlığın yüz yüze eğitime ara vermesinin ardından tüm velilerin ve eğitim ile ilgili herkesin aklına dönemin bitmesinden de kaynaklı olarak çocuklara verilecek karne notları ile ilgili sorular gelmeye başladı. Hoş! İnanın bu durum kurum yöneticileri hariç kimsenin aklında bile değilken Bakan Bey’in televizyon kanalında “Öğrencilerimize basılı bir karne vermek istiyoruz.” diye söylemesi ile insanların akıllarına geldi ve “Gerçekten nasıl olacak?” sorusunu da peşinden getirdi. Ben “Gerçekten nasıl olacak?” şeklinde soranlardan değilim; “Ne gerek var?” şeklinde soranlardanım. Pandeminin başladığı ilk günden bu güne kadar sürekli olarak yapılan bazı uygulamalar için elimde olmadan “Ne gerek var?” diye soruyorum. Dedim ya inanın elimde değil. Bu düşüncemin sebebini açıklamaya çalışayım. Ölçme ve değerlendirme faaliyetlerinin birçok çeşidi var. Bunlardan birisi de öğrencilere başarı testleri uygulamak. Yüz yüze eğitimin asla vazgeçilmeyecek yöntemi. Bu kısımda hiçbir sorun yok. Fakat bu yöntem uzaktan eğitimde uygulanabilir bir yöntem mi, ya da buna gerek var mı bunu düşünmek lazım.

Alternatif ölçme ve değerlendirme çalışmalarının başında süreç değerlendirme felsefesine dayalı olarak öğrenci portfolyolarının oluşturulması mantığı vardır. Portfolyo dediğimiz anda bazı meslektaşlarımızın yüzlerinde hafif bir ekşime olmuştur eminim. Ama bilsinler ki bu ekşimenin sebebi portfolyo değil portfolyonun biz öğretmenlere yanlış anlatılmasıdır. Öğrenci portfolyosu kavramı eğitim sistemimize yeni girmiş bir kavram değil. Hatta bu kavram ile ilgili “Uygulama basamağında içi en çabuk boşaltılan ve yanlış anlatım ve uygulamalar sayesinde en çabuk itibarsızlaştırılan kavram.” şeklinde söylersek hata yapmışta olmayız. Çünkü Millî Eğitim Bakanlığı portfolyo kavramını öğrencilerin süreç içinde gösterdikleri bilişsel ve duyuşsal gelişimin bir arada ölçülmesi için uygulamaya geçirdi. Bu uygulamanın alana anlatılması içinde portfolyoyu direk uygulayacak öğretmenlere anlatmak yerine yönetici veya denetleyici konumunda olan personele anlattı ve onların öğretmenlere anlatmalarını istedi. İşte muhteşem bir uygulamanın berbat bir hâle dönüşümesin de en büyük adımı atmış oldu. Hata başlangıcı burasıydı ve devamı da geldi zaten. Öğretmenlere poprtfolyo kavramının anlatılmaya başlandığında söylenenleri şöyle bir sıralayalım da görelim:

  • Portfolyo dosyasına sınıfta yaptığınız tüm çalışmaları koyacaksınız.
  • Örnek olarak maket çalışması yaptırabilirsiniz.
  • En basit örnekle tabaktan bir saat yaptırın dosyaya ekleyin.
  • Performans görevleri verin ve dosyaya ekleyin.

Bu ve buna benzer bir sürü söylemi meslektaşlarım hatırlarlar. Kavramı tam anlamıyla anlatamadığınızda ve bu şekilde bir yönlendirme yaptırdığınızda öğretmenlerimiz kendi yorumlarını da katarak portfolyo dosyalarının içine sınıf içinde yaptıkları test sayfalarından tutun da ev ödevlerine kadar her şeyi koydurmaya başladılar ve bizim bilişsel ve duyuşsal gelişimi takip edeceğimiz dosyalar çöp kovalarına dönmeye başladı. Oysa portfolyo dosyaları uzaktan eğitim sürecinde kullanabileceğimiz en güzel ölçme ve değerlendirme aracıydı.

Bakanlığımızın bu süreçte çocuklarımızı okullara çağırmak yerine öğretmenlerimize iyi bir portfolyo dosyasının nasıl hazırlanacağı, içindeki çalışmaların taşıması gereken özelliklerin neler olacağı konusunda hizmet içi eğitim vermesi ve öğrenciler tarafından hazırlanan çalışmaların yüklenebileceği bir e-portfolyo uygulaması geliştirmesi daha doğru olacaktı. Sonrasında da ülkemizde bulunan üniversitelerde görevli ölçme ve değerlendirme hocalarından portfolyoların adil ve öznellikten uzak bir şekilde değerlendirilmeleri için rubrikler hazırlamaları istenecekti. Böylelikle illa bir karne verilmek isteniyorsa okula çağırılarak yapılan bir sınav uygulaması ile değerlendirme yapmak yerine süreç değerlendirmesi yaparak vermiş olacaktık.

Şimdi tüm karar sizin… Sizce hangisi daha mantıklıydı ve gerçekten buna gerek var mıydı?


0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir