Deprem Ülkesi Türkiye ve Afet Okuryazarlığı

Dr. Abdullah TÜRKER tarafından tarihinde yayınlandı

Türkiye’de sahip olduğu jeolojik yapısı nedeniyle her yıl yüzlerce deprem yaşanmaktadır. AFAD (2018) istatistiklerine göre Türkiye’de 1900-2017 yılları arasında 6,0’dan büyük 210 deprem yaşanmıştır. Bu depremlerde 86.802 kişi hayatını kaybetmiş 597.865 konut ağır hasar görmüştür. Bu rakamlar Türkiye’deki doğal deprem riskinin boyutunu açıkça gözler önüne sermektedir. Aşağıda verilen grafik AFAD’ın resmi internet sayfasından temin edilmiştir. Grafiğe bakıldığında 2020 yılı başından beri 27.000’den fazla deprem yaşanmıştır.

(Kaynak: AFAD Yıllara Göre Deprem Sayıları -https://deprem.afad.gov.tr/genelistatistikler)

AFAD’ın deprem istatistiklerinden de anlaşılacağı üzere aktif fay hatlarının üzerinde bulunan Türkiye’de deprem sürpriz bir doğa olayı değildir. Sürpriz olan yalnızca oluş zamanıdır. Onun dışında riskli bölgeler ve oluşabilecek depremin büyüklüğü öngörülebilir durumdadır. Beklenilen İstanbul depremi için daima konuşulsa da neredeyse her yıl ülkenin farklı bölgelerinde depremlere bağlı can ve mal kayıpları yaşanmaktadır. 24. Ocak 2020’de yaşanan 6,8 büyüklüğündeki Elazığ (Sivrice) Depremi’nde 41 kişi yaşamını yitirmiştir. 30 Ekim 2020 günü Ege Denizi’nde İzmir-Bayraklı açıklarında yaşanan deprem sonrası 114 vatandaşımız hayatını kaybetmiş 1000’den fazla kişi de yaralanmıştır. Deprem büyüklüğü AFAD tarafından 6,6 açıklanmıştır. Depremin belirgin süresi 16 saniye civarındadır. Bu büyüklükteki deprem sonucunda yaşanan can ve mal kayıplarının boyutu diğer ülkelerle kıyaslandığı zaman oldukça büyük durumdadır. Deprem denildiğinde ilk akla gelen ülke olan Japonya’da 26.09.2003’te yaşanan 8,0 büyüklüğündeki Hokkaido depreminde can kaybı yaşanmamış 479 yaralı kayda geçmiştir. Benzer biçimde 7,8 büyüklüğündeki 30.05.2015 Ogasavara Adaları’ndaki deprem sonucunda can ve mal kaybı bildirimi yapılmamıştır. Deprem büyüklüğünü ifade eden rakamlardaki 0,1’lik artışta depremin açığa çıkardığı enerjinin 2-3 kat arttığını unutmamak gerekir.

Ülkelerin doğal afet öncesinde afetlerden korunmak, doğal afet sırasında nasıl davranılması gerektiğini bilmek için ve sonrasında en hızlı biçimde hayatın normalleşebilmesi ve minimum zararla bu durumu atlatabilmesi için çocukluk döneminde aileden başlayarak okul öncesi ve ilköğretim döneminde ciddi bir afet eğitimi vermesi gerekmektedir. Toplumların doğal afetlere yönelik bilgi, tutum ve davranışlarındaki eksiklik nedeniyle doğal afetlerin olumsuz etkileri gün geçtikçe daha farklı boyutlara ulaşmaktadır. Dünya genelinde yaşanan doğal afetler sonrasında yaşanan can ve mal kayıplarında gelişmekte olan ülkelerde ya da gelişmiş ülkelerin dar gelirli bölgelerinde yaşayan nüfusta daha fazla olduğu görülür. Doğal afet eğitimi, doğal afetlerin olumsuz etkilerini azaltma noktasında büyük önem arz etmektedir. Ülkeler özelinde başlayarak Dünya genelinde yaşanan afet sayılarının ve afet sonrası yaşanan can ve mal kayıplarının en aza indirilebilmesinde güçlü bir doğal afet eğitiminin verilmesi büyük önem taşır. Bu eğitimde yalnızca salt bilgi paylaşımı yapmak yerine doğal afetleri ve oluşum mekanizmalarını anlama, açıklama, analiz edebilme ve sorunların çözümüne yönelik davranışa dönüştürme süreçlerini içeren doğal afet okuryazarlığı başlığı altında bu sürecin yönetilmesi gerekmektedir. 

Doğal afet okuryazarı bireylerin yetiştirilmesinde ilk görev kuşkusuz ebeveynlere düşmektedir. Okul öncesi dönemle birlikte ise tüm öğrenim kademelerinde öğretmenlere büyük görev düşmektedir. Öğretmenlerin öğrencileri birer doğal afet okuryazarı haline getirebilmesi için kendilerinin özellikle lisans döneminde doğal afetlerle ilgili yeterli bilgi, bilinç ve beceriye sahip olması kısacası doğal afet okuryazarı olması gerekir. Doğal afetler hem sosyal bilimler hem de fen bilimlerinin ortak ilgi alanına girdiği için disiplinler arası bir özelliğe sahiptir. Yalnızca birkaç branş ya da kurumun sorumluluğunda afet bilinci ve eğitiminin gerçekleştirilmesini beklemek yetersiz olacaktır. Tüm öğretim kademelerinde doğal afetlerle ilgili kazanımlarda teorik bilgiden öteye geçememesi, ortaöğretim ve yükseköğretime geçiş sınavları nedeniyle öğrenci ve velilerdeki sınav odaklı öğrenim yaklaşımı nedeniyle doğal afet okuryazarlığının işlevselliği ve yaşama dönüklüğü noktasında sorunlar yaşanmaktadır.

Afet okuryazarı bir toplum inşa etmek için eğitim-öğretim süreçlerinde öğretmenlerden ya da afetlerle ilgilenen kurumlardan beklenen özverili çalışma kadar sağlam yapılar inşa etmek için de çalışmak gerektiği unutulmamalıdır. 17 Ağustos 1999 İzmit depreminden sonra rahmetli Prof. Dr. Ahmet Mete IŞIKARA’nın her defasında vurguladığı gibi “Deprem değil binalar öldürür!”


1 yorum

Ceren · Kasım 8, 2020 11:58 tarihinde

Teşekkür ederiz kaleminize sağlık 😁

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir