Eğitim Sevgiyle Başlar

Habibe AYDIN ATAŞ tarafından tarihinde yayınlandı

“Eğitim anne karnında başlar.” derdi hocalarımız. Evet, eğitim anne karnında başlar; ancak bir anne henüz görmediği, sadece varlığını hissettiği bebeğini sevmese eğitim gerçekleşir miydi acaba? İlkokulda bizi okula bağlayan en önemli etken öğretmenimizi sevmemiz değil miydi? Yoksa ailemizden nasıl ayrılırdık. Ortaokulda, lisede sevdiğimiz öğretmenlerimizin derslerinden en yüksek puanları alırdık, hatırlar mısınız?

Öğretmen ile öğrenci arasındaki bu sevgi bağı sayesinde öğretmen öğrencisinin eli, kolu, gözü, kulağı olur hayatına yön verir. Tıpkı yıllar önce bir öğrencimin hayatına dokunup onu sevginin gücüyle şekillendirdiğim gibi…

Öğretmenlik yıllarımın ilk yıllarındaydı. Ben de her öğretmen gibi idealist bir şekilde, bildiklerimi ve öğrendiklerimi öğrencilere en iyi şekilde aktarmaya çalışırdım. Bir köy okuluna yeni tayinim çıkmıştı ve idarem bana boşta olan bir 4. sınıf verdi. Okul müdürüm sınıfa girmeden önce sanki korkmamam gerekiyormuş gibi benimle konuştu ve şöyle söyledi: “Hocam, sınıfında bir kaynaştırma öğrencisi var. Bu öğrenciyi sınıfta tutamıyoruz, hep dışarıda geziyor. Sen onun eline sınıfta oturması için birkaç etkinlik ver, oyalansın; yoksa okul bahçesinden sınıfa sokamayız.” dedi. Beni neyin beklediğini bilmeden sınıfa girdim. Tedirgindim. Çocuklarla tanıştıktan sonra sıra Mahir’e geldi. Ona daha söz hakkı vermeden öğrenciler: “Öğretmenim Mahir okumayı yazmayı bilmiyor, bizimle hiç konuşmaz, hep dışarıda oynar dediler.” Bunları öğrencilerim söylerken Mahir mahcup bir şekilde başını öne eğdi ve hiç konuşmadı. Ona nasıl davranacağımı bilemiyordum. Sanki avuçlarımın arasından kuş misali uçup gidecekti. Tek derdim ilk aşamada Mahir’i sınıfta tutmaktı. Ona eğlenceli etkinlikler verdim: Boyamalar, resimler… Tüm bunlara karşın Mahir bana hiç tepki vermedi. Bu yaptıklarım yararlı olmayınca onu tanımaya çalışmayı denedim. Ailesindeki tüm bireyler zihinsel engelliydi, hiçbiri okuma yazma bilmiyordu. Mahir de öyleydi. Onunla konuştukça insani özelliklerinin çok yüksek olduğunu gördüm. Düşünceleri saftı. Masumdu ve farklıydı.

İlk olarak onunla her boşlukta konuştum. Sadece ders değil doğaçlama, aklıma ne geldiyse sordum. Yorumlarını dinledim. Öyle güzel ve saf düşüncelerle yorumlar yapıyordu ki masumiyetine hayran kaldım. Mahir sınıfta da okulda da sevilmiyordu; hatta kimse onun farkında bile değildi. Ancak bunun aksine kahvaltı teneffüslerinde diğer öğrenciler evlerinde getirdiği beslenmelerini yerken Mahir ile ben birlikte kahvaltı yapardık; çünkü Mahir beslenme getiremezdi. Boş derslerimde birlikte masa tenisi oynardık. Okulda bulunduğum her an benim yanımdaydı. Buraya kadar her şey güzeldi; ama Mahir’e hiçbir şey öğretemiyordum. Okul hayatının o kısmında büyük bir eksiği vardı. İlk olarak ona okumayı isteyip istemediğini sordum. Bana yanıt vermedi. Ailesindeki hiç kimsenin okumayı bilmediğini biliyordum. Okumayı öğrendiğinde anne babasına ne kadar faydalı olabileceğini anlattım. Başladık sesleri öğrenmeye. İlk başlarda çok zorlanıyordum ve ne yapsam olmuyordu. Mahir öğrendiği bir kelimeyi saniyeler sonra unutuveriyordu. Buna rağmen bildiğim yöntem ve tekniklerinin tümünü denedim. Arkadaşlarını da devreye soktum. Yeni bir ses öğrendiğinde bana sarılır ve çok mutlu olurdu. O mutlu oldukça ben daha çok gayret ederdim. Artık 4. sınıfın sonlarına gelmiştik. Mahir ve arkadaşları birkaç ay sonra aynı bahçedeki ortaokul bölümüne gidecekti; ama Mahir okumayı hâla öğrenememişti. İdareye gelecek eğitim öğretim yılında Mahir’i de 1. sınıflarla devam ettirmek isteğimi ilettim ve idare bu isteğimi kabul etti. Yeni eğitim öğretim yılında 1. sınıfları okuturken Mahir de benim masamın yanında sandalyesinde oturur, verdiğim etkinlikleri yapardı. Mahir artık okuma yazmayı öğrenmiş, hatta belirli gün ve haftalarda, törenlerde şiirler okumaya başlamıştı. Matematikte dört işlemi yapabilir hâle gelmişti. Okul idaresi artık onun kendi yaşıtlarıyla devam etmesi gerektiğini söylüyor, bense onun yaşıtlarıyla yapamayacağından ve eskisi gibi olacağından korkuyordum. Mahir’i yanımdan ayırmak istemesem de onun artık yaşıtları ile olması gerektiğini ben de düşünmeye başlamıştım. Onu ara ara eski sınıfına gönderiyordum; ama çok da mutlu olmadığını görüyordum.

Daha fazla ne yapabilirim diye düşünürken okulumda norm fazlası olduğumu öğrendim. Okuldan üzülerek ayrılmak zorunda kaldım. Mahir’i de öğretmen arkadaşlarıma ve arkadaşlarına emanet ettim. Gönlüm rahat sayılırdı. O artık kendini idare edecek duruma gelmişti. Ailesinde okumayı yazmayı bilen tek kişi oydu ve eminim şimdi ailesinin okuma yazma anlamında tüm işlerini yapıyordur.

Evet, ben sevginin gücü sayesinde bir öğrencinin hayatına olumlu anlamda yön verdim. Daha çok Mahirler eğiteceğimden de eminim. Yeter ki biz öğretmenlerin öğrencilerine karşı kalbi hep sevgiyle atsın.


1 yorum

Şerife dertli · Mayıs 10, 2020 07:30 tarihinde

Okurken ben de çok etkilendi m bilmiyorum ama sizin bu gösterdiğiniz güzel davranışı her öğretmen gösterirmi acaba ama sizin on parmağınızda on marifet olan bir öğretmensiniz bence sizi tanıyıp bizim öğretmenimiz olduğunuz için şanslıyız gali ba

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir