Big Question

Ferda EKİNCİ tarafından tarihinde yayınlandı

Son zamanlarda uzaktan eğitimle alakalı neler yapabilirim diye araştırırken kendimi bir anda tavsiyeler üzerine TEDX konuşmalarını dinlerken buldum. Bunlardan en dikkat çekicisi Newcastle Üniversitesinde görev yapan Sugata Mitra adında Hindistanlı bir profesör. Profesörün yaptığı ‘Duvardaki Delik’ deneyi bayağı dikkat çekici. Bu deneyde profesör Hindistan’da bir duvara delik açıp bir bilgisayar kuruyor ve internet bağlantısını yapıp gidiyor. Gizli bir kamera koymayı da ihmal etmiyor tabii. Bilgisayarla hiç tanışmamış çocukları baş başa bırakıyor bu yabancı kutuyla. Deneyin sonucunda bilgisayar kullanmayı çocukların kendi kendilerine öğrenmekle kalmayıp birbirlerine öğrettiğini gözlemliyor. Bir dizi deneyin sonuncusunu Gateshead adlı bir kasabada gerçekleştiriyor. Öğrencilerin gruplar oluşturmasını sağlayarak her gruba bir bilgisayar veriyor. 6 tane de soru hazırlıyor ve bu yönteme ‘Big Question’ adını veriyor. İstediğinde grup değiştirebilen çocuklar soruları internetteki imkânlardan yararlanarak farklı sürelerde tamamlıyor. İki ay sonra tekrar sorulan sorulardan çocukların aynı puanı aldıklarını gözlemliyor.

Bu deneyler olmasını arzu ettiğimiz bireyselleştirilmiş öğretime benziyor sanki. Burada “Okullar ne işe yarar?” gibi sorularla yeni bir tartışma başlatmak değil amacım. Deneylerin sonucunda aklıma gelen birkaç soru var.

1- Çocuklarımızı üst düzey sorularla ve internetle baş başa bırakabilmek için ülkemizdeki şartlar yeterince olgunlaştırıldı mı?

2- Öğretmen olarak öğrencilerimize tam olarak neyi öğretmemiz gerektiği konusunda bir bilinç oluşturduk mu?

İlk sorumuza herkesin kocaman bir HAYIR dediğini duyar gibiyim. Biz ebeveynler çocuklarımızı internetle baş başa bıraktığımızda onların kontrolünü sağlamakta çoğu zaman zorluk çekiyoruz. Peki, bunun temel sebebi ne olabilir? Acaba okullarımızda artık internet kullanımına ilişkin derslerin olmasına gerek yok mu? Uzaktan eğitim sürecinde herkes iyi kötü elinden geldiği kadar öğrencilerine destek vermeye çalışıyor. Okuldaki eğitimlerden tek bir farkla; internet ortamında. Tabii ki bu süreçte ebeveynler de bilgisayarı mecburen çocuklarına bırakıyor. Çocukların dijital ortamda gereğinden fazla zaman geçirmesi uzaktan eğitim süreci bitip de okullara döndüğümüzde yüz yüze derslere adapte olma, internet bağımlılığı gibi sorunlarla karşılaşmamıza sebep olabilir. Gelelim üst düzey soru çözme becerisini çocuklarımıza kazandırmaya. Bunun nasıl mümkün olacağı bana göre çok net ve cevap tek: Açık Uçlu Sorular. Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda gerekli adımları atmaya başladı. En azından LGS’de 8. sınıf öğrencilerimize yönelik değerlendirme ve daha üst düzey becerilerini geliştirici sorular sorulmaya başlandı. Ara sınıflar için de beceri temelli testlerle bu açığı kapatmaya çalışıyorlar. İlerleyen süreçte tamamıyla açık uçlu sorular mantığına geçiş olursa o zaman değmeyin benim keyfime. Tabii ki bu yeterli değil. Açık uçlu sorulara geçiş tamamlandıktan sonra portfolyo çalışmaları etkin ve yaygın hale getirilip öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirmeler yapılmaya başlanırsa tam anlamıyla muhteşem olacak.

Gelelim ikinci sorumuzun cevabına. Bu sorunun cevabını vermek çok zor. Bir fen bilimleri öğretmeni olarak çoğu zaman öğrencilerin zor konularla karşı karşıya geldiklerinde öğrenebilmek için kendilerini nasıl zorladıklarını gözlemliyorum. Çoğu öğretmenimiz yılmadan aynı konuyu belki on kere anlatıyor. Peki kendim de dâhil şu soruyu sormak istiyorum sizlere;

“Aynı yöntemle aynı konuyu on kere anlatmanın bir faydasını gören var mı?”.

Çok azımız belki anlaşılmayan konularda farklı tedbirlerle (düz anlatım olmuyorsa deney, deney olmuyorsa modeller üzerinden, işitsel olmuyorsa görsel…) yeniden çocukların karşısına çıkıyoruz. Tabii farklı birçok yöntemi uygulamakta yarar var. Burada sıkıntımız şu ki her birimize düşen öğrenci sayısı bir hayli fazla. Hangi öğrencinin hangi yöntemle daha başarılı olabileceğini tek tek analiz etmemiz zorlaşabiliyor. İşte tam da bu kısımda başarıya ulaşmak için yüksek motivasyonun gerekliliği ortaya çıkıyor. Motivasyonun ve başarı arasındaki ilişki hakkında daha detaylı bir bilgi almak istiyorsanız sitemiz yazarlarından Hüseyin Kadir Yüksel’in ‘Başarılı Olmak İçin Zekâ mı, Yetenek mi, Çalışkanlık mı, Motivasyon mu Gereklidir?’ isimli yazısına bir göz atın derim.

Sürekli değişim ve gelişim içerisinde olan eğitim sistemi için öğretmenin rolünün de değişmemesi biraz tuhaf olurdu değil mi? Hep ezber ettiğimiz bir cümle vardı hatırlarsınız ‘Öğretmen rehber olmalı’.  Şimdi bu sözün aslında ne kadar doğru olduğunu görmeye başladık. Artık tüm konuları bir kenara bırakıp öncelikle öğrencilere gerçekten rehber olma zamanı geldi. Sugata Mitra öğretmenlerimizi bir soruyla baş başa bırakıyor ‘Okul ne işe yarar?’. Ben öz eleştiri gibi üst düzey beceriyle cevaplanabilecek bir soruyla yazımı bitirmek istiyorum.

“ÖĞRETMEN NE İŞE YARAR?”


0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir