Dilim Seni Dilim Dilim Dileyim, Başıma Geleni Senden Bileyim

Hilal YÜKSEL tarafından tarihinde yayınlandı

Türkçe ana dilimiz, Türkçe söz varlığımız, her sözcükte ayrı bir nakış her deyimde ayrı bir anlamdır. Zenginliği bir “çıkmak” sözcüğüne yüklenen elli altı farklı anlamla, “gelmek” sözcüğüne yüklenen otuz altı farklı anlamla kendini göstermeye yeter.

Milletimizin kültürel mirasını yansıtan, deneyimlerinin özünü veren deyim ve atasözlerimiz, her duruma bir anlamda yakıştırdığımız söz varlıklarımız, çoğu zaman konuya bir kalıcı iz bırakmaya yeter de artar bile.

Bir sözcüğün eş anlamı ile zıt anlamını süsleyip anlatımımızı kuvvetlendirdiğimiz ikilemelerimiz yeter zenginliğimizi vurgulamaya. Şiirselliğimizi yazıya da taşıdığımız kinayelerimiz, mecazlarımız yeter uzun uzun vurgulanacakları tek dizede tek satırda dile getirmeye.

Peki bu güzel dilimizi, zenginlikleri ile çocuklarımıza, gelecek nesillerimize yeterince aktarabiliyor muyuz? Kaçımız evinde yeri ve zamanı geldiğinde deyim ve atasözlerini kullanmaya devam ediyor? Özellikle büyükanne ve büyükbabalarla yaşanan kalabalık evlerden giderek uzaklaştığımız çekirdeğimize çekildiğimiz üç kişilik minik ailelerimizin kaçında kullanılır oldu söz varlıklarımız? Sevinçten, heyecandan yerinde duramayan çocuğuna “ Kabına sığmıyorsun.” deyimini kimler kullanıyor? Yaptığı yanlışın sonuçlarını yaşamasını gerektiğini vurgularken aile bireylerinden birine “Acısını çekersin.” deyimini kullananlar kaldı mı? Yaşadığı duyguları ve düşünceleri gizleyenlere “Hiç renk vermiyorsun.” diyen kaç kişi kaldı? Peki atasözlerimizi kullanarak öğrencilerimize öğüt veren öğretmenlerimiz var mı hala aramızda? Davet edildiği halde gelmeyen öğrencisine “Çağrıldığın yere erinme, çağrılmadığın yere görünme.” diyen var mı?  Çalışmak yerine avare avare gezmeyi yeğleyen öğrencilerimize “Gölgeyi hoş gören tekneyi boş görür.” diyor muyuz? Arkadaşına söylediği sırrının kulaktan kulağa yayıldığını görüp üzülen öğrencimize “ Otuz iki dişten çıkan otuz iki mahalleye yayılır.” diye nasihat ediyor muyuz?

Dilimizin zenginliği söz varlıklarımızı kullanmamak anlatımlarımızı sığ ve basit hale getirir. Bu kadar zengin bir dile sahip olurken farkına varmamak ve onu yeterince kullanmamak ise dilimizin dolayısıyla kültürümüzün körelmesine çanak tutar. O hâlde çanağımıza ne doğrarsak kaşığımıza o çıkar diyerek söz varlığımızı yaşamımızın her köşesine geri getirelim. Biz bugünün büyükleri yeri geldikçe küçüklerimize aktaralım dilimizin inceliklerini ki onlar da içselleştirip yaşatsın kendisinden sonraki nesillere aktarsın bu muazzam söz varlıklarımızı. “Meramın elinden bir şey kurtulmaz” demiş atalarımız o hâlde gelin meramımız kullandığımız dilin farkına varmak hatta farkına vardırmak olsun…


0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir