Bir Musibet Umarım Bir Tecrübe

Hüseyin Kadir YÜKSEL tarafından tarihinde yayınlandı

2019 yılının gidişini 2020 yılının gelişini öylesine bir heyecanla ve umutla kutlamıştık ki. İnsanlık için bilemem ama Türk insanı için 2020 yılından beklenti çok yüksekti. Çünkü yaşadığımız olaylar öyle her zaman yaşanabilir şeyler değildi. Fakat umutlarımız daha mart ayından yıkılmış gibi duruyor. 2020 yılı depremlerle başladı, çığ felaketi ile devam etti ve şimdi de salgın bir hastalıkla karşı karşıyayız. Dünya tarihinde çok nadir olabilecek olaylar oluyor. Düşünebiliyor musunuz? Kâbe’de tavaf duruyor! Hem de hiçbir zorlama veya baskı olmadan. Küçücük bir virüs ve salgın hastalık yapıyor bunu. Oysa hepimiz biliyoruz ki bir devlet bunu yapmaya kalksa yer yerinden oynar.

Mevcut durum ve gelişmelere baktığımızda insanlar yeterince tedirgin oldu. Neredeyse tüm toplum korku içinde. Bunun olması da çok doğal. Çünkü göremediğimiz ve bilmediğimiz bir şey var ortada.

Bu yazımda amacım şuan çoğu insanın yaptığı gibi gerilimi veya korkuyu artırmak için yok virüs şöyle yok virüs böyle diye bilmiş cümleler yazmak değil. Hoş bu benim işim de değil çünkü bu sağlıkçıların işi. Her işi ehline bırakalım değil mi? Benim derdim sayfamızın kuruluş amacı olan eğitim. Ben bu virüs olayına eğitim açısından bakmak istiyorum. Hem de bambaşka bir taraftan bakıp dikkatinizi çekmeyi ve düşünmenizi sağlamayı istiyorum. Yazımın başlığından da anlayacağınız gibi salgının olumlu yönlerinden ve kazanımlarından bahsetmek istiyorum.

Türk atasözleri ve deyimleri çok meşhurdur malum. Anlatılmak istenilen durumun üzerine tam oturur. Yaşadığımız durumu da anlatan sözler var elbette. Ben şuan kendi bakış açımı destekleyen sözün üzerinden biraz değişiklik yaparak gitmek istiyorum. “Bir musibet bin nasihatten iyidir!” der atalarımız. Umarım biz bu sözü dikkate alırız ve bizim için bir musibet bir tecrübe olarak geri döner. Çünkü bu durumu kazanıma dönüştürmemiz gerekiyor. Aksi takdirde yaşadıklarımız tecrübelerimiz olarak değil korkularımız olarak hafızalarımızda kalacaklardır.

Son zamanlarlar da sokaklara, caddelere ve meydanlara baktığınızda işi olmayan hiç kimseyi dolaşırken göremiyorsunuz. Kafeler, eğlence mekânları veya aklınıza gelebilecek neredeyse her yer kapalı ama kimse çıldıracakmış gibi durmuyor. Bu salgının birinci kazanımı bu oluyor o zaman bizim için. Demek ki insanlar istediklerinde işleri olmadıkça dışarı çıkmayabiliyorlarmış. Demek ki gençlerimizin vakit geçirmeleri için gerekli olan yerler sadece eğlence yerleri ve kafeler değilmiş. Bu sözlerim kafelere veya eğlence merkezlerine karşı olduğum anlamına gelmiyor. Karşı da değilim. Sadece biz son zamanlarda bu yerler olmadan yaşayamayacağız gibi hissediyorduk. İşin aslının öyle olmadığını görmekten duyduğum mutluluğu dile getiriyorum. Gereksiz dışarı çıkmamak sadece sosyal anlamda yapabileceklerimizi göstermedi, büyük şehirlerde trafik sıkışıklılığının aslında bu kadar basit bir şekilde çözülebileceğini de gösterdi. En önemli kazanımlardan bir diğeri küfür edilen ve dayak atılan sağlıkçıların aslında bizim için ne kadar kıymetli oldukları. Buraya kadar “Hani eğitim açısından bakacaktık, hani eğitim açısından kazanımlardan bahsedecektiniz?” dediğinizi duyar gibiyim. O zaman uzmanı olduğumuz alana geçelim artık.

Salgın hastalık nedeniyle uzaktan eğitim faaliyetlerine başladık biliyorsunuz. Ben üniversitede okurken Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi’nde Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünde okuyan iki arkadaşım bundan tam 17 yıl önce bitirme projesi olarak “Uzaktan Eğitim ve Uzaktan Eğitim ile Yapılabilecekler” başlıklı bir ödev hazırlayıp teslim etmişlerdi. Dersin hocası olan kişi “Olur mu böyle şey?” diyerek arkadaşlara sınırdan geçme notu olan CC notunu vermişti. 17 yıl sonra bakıyoruz nerdeyse tüm dünya uzaktan eğitime yöneliyor. Diyeceksiniz ki zorunluluktan dolayı böyle oluyor, evet haklısınız. Ama sonuç odaklı olmamız bizi çözüme oluşturacak. Sonuç olarak uzaktan eğitim artık hayatımızda ve öğretmenlerin korkması gereken bir durum gibi duruyor önümüzde. Neden böyle söyledim açıklayayım. Bazı felaket tellalı öğretmenler bu durumun gelecekte yaygınlaştırılacağını ve eğitim öğretim faaliyetlerinin uzaktan internet ortamında yapılıp mevcut öğretmen sayısında azaltmaya gidileceğini söyleyip bu görüşlerini savunuyorlar. Ben ise onlara şöyle diyorum: Uzaktan eğitim iyi ki var çünkü bu durum yüz yüze eğitimin önemini ortaya çıkaracak. Tıpkı sağlıkçılara verilen kıymetin artması gibi öğretmenin değeri de artacak. Keşke uzaktan eğitime geçmeseydik çünkü aramızdan çok meslektaşımız ayrılacak. Bu çelişkili düşünceleri neden savunduğumu açıklayayım.

Öncelikle öğretmenlerin kıymetinin neden artacağını açıklayayım. Okullara ilk defa yaz tatilinde yani olağan sürecinde olmayan farklı bir süreçte ara verildi. İlk defa okullara ara verildiği hâlde insanlar deniz kenarında veya piknik alanlarında değiller. Yani ebeveynler ve çocuklar okullara ara verildiği hâlde, evde baş başalar. Uzaktan eğitimler ile çocuklarının eğitim sürecine ilk defa canlı şahitlik ediyorlar. Nerdeyse her gün bir veliden telefon alıyorum. Hepsi neredeyse aynı şeyden şikâyetçiler. “Hocam dersin başına bir türlü oturmuyorlar. Otursalar da bir amuda kalkmadıkları kalıyor dersi dinlerken. Evde her gün bir harp, her gün kavga, dövüş.” diyorlar. Evlerdeki durum tam da bu. Hatta şuan öğrencilerin çoğu uzaktan eğitimi takip etmeye çalışıyorlar. Sürecin uzaması öğrencilerin de uzaktan eğitimden kopmalarına neden olacak. Çünkü öğrenciler dışarı çıkamadıkça, enerjilerini atamadıkça dersten kopmaya başlayacaklar. Bir de anlayamadıkları yerleri ailelerine soracaklar. Aileler anlatma konusunda problem yaşamaya başlayacaklar. Çünkü ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar bir öğretmen gibi olamayacaklar. Bu durum yüz yüze eğitimin ve öğretmenin eğitimdeki yerinin önemini topluma gösterecek. Öğretmenlerin tatil yapmadığını, öğrenciler tatil yaptıkları için öğretmenlerin okula gitmediğini anlayacaklar. Çünkü bu yıl büyük ihtimalle hafta sonları ve yaz tatilinde telafiler olacak. Bakın telafi diyorum çünkü bakanlıkta uzaktan eğitimle bütün kazanımların verilemeyeceğinin farkında. Öğretmenler yaz tatilinde de büyük ihtimalle okula gidecekler. Bu durum da topluma, tatilin öğretmenler için değil öğrenciler için olduğu gerçeğini gösterecek. Ama bu sürecin uzamasında bir sıkıntı oluşmadığını da toplam görecek. Çünkü öğretmenler bir müddet sonra öğrencilerinin derdine düşerek süreci en aktif şekilde geçirmeleri için işe koyulacaklar. Uzaktan bağlantılar kurarak herkes kendi öğrencisi ile etkileşime geçmeye başlayacak. Çok alışık olmadığımız bu durumun ilk andaki şaşkınlığı atıldıktan sonra çözümler üretilmeye başlanacak. Bakınız çözümler yine öğretmenler tarafından sağlanacak. Bu nedenle tekrar söylüyorum bu süreç öğretmenin toplum nezdindeki kıymetini arttıracaktır.

Şimdi de bazı meslektaşlarımızın neden aramızdan ayrılacağını açıklayalım. Bu süreçte fedakârlık yapmayan, meslek etiğine uyarak hareket etmeyen, kendini yenileyerek mevcut duruma çözüm yolları aramayan, bu maaşa bu kadar yaklaşımı sergileyen tüm meslektaşlarımız toplum baskısına uğrayacaklar. Bu durum en çokta özel okul öğretmenlerini vuracak. İşte bu duruma düşmemek için tüm öğretmenlerin de bu süreci çok iyi değerlendirmeleri gerekiyor. En azından tüm öğretmenlerin kendilerini bir mesleki kontrolden geçirmeleri gerekiyor. EBA üzerinden yapılan eğitimler bu noktada öğretmen için de önem arz ediyor. Öncelikle internet ortamında ders anlatımlarını yapan öğretmenlerimizi gösterdikleri medeni cesaret için buradan takdir etmemiz gerekiyor çünkü sınıfta ders anlatmak ile ekran karşısında ders anlatmak elbette ki aynı şey değil. Biz öğretmenlerin ekran karşısında ders anlatan öğretmenleri eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmesi gerekiyor. Çünkü bizler ders anlatan öğretmenleri öğrenciler gibi bir şeyler öğrenmek için değil, kendi yaptığımız hataları, doğruları, eksikleri veya fazlalıkları tespit etmek için dinlemeliyiz. Örnek verecek olursam uzaktan eğitimin başladığı gün bir ders anlatımına eleştirel bakış açısıyla katıldım. Dersi anlatan öğretmen arkadaş çok güler yüzlü ve heyecanlıydı. Bu ekran karşısındaki çocukları çok olumlu etkileyen bir durum.  Okuma metnini işlemek üzere derse başladı. Metni güzelce okudu. Metin ile ilgili birkaç yorumda bulundu. Sonra metin işleme sorularına yöneldi. Soruları cevaplamaya başladığı bir noktada sorunun cevabı ile alakalı bir şarkı söylemeye başladı. Çoklu zekâ kuramı açısından yaptığı ders işlenişi harikaydı. Ben bu konuda hemen kendimi eleştirdim. Çünkü 15 yıllık öğretmenlik hayatımda Türkçe dersindeki bir sorunun cevabı için şarkı söylemedim. Bundan sonraki ders anlatımlarımda bunu kesinlikle kullanmam gerektiğine karar verdim. Bu benim için bir kazanım. Daha sonra öğretmen arkadaş başka bir etkinliğe geçti. Etkinlikte mevsimlerle ilgili dört tane resim geldi ekrana. Resimlerin belirttikleri mevsimlerin isimlerini üstüne yazacağımızı söyledi ve cevaba geçti. Cevapta öğretmenimiz ilk resimde yeşilliklerin fazla olduğunu her yerin yemyeşil göründüğünü bu yüzden resmin ilkbaharı temsil ettiğini, ikinci resimde bir sahilin ve plajın görüntüsü olduğunu bu nedenle bu resmin yaz mevsimini temsil ettiğini, üçüncü resimde sarılıkların fazla olduğunu bu nedenle resmin sonbaharı temsil ettiğini ve dördüncü resimde de kartopu oynayan çocuklar göründüğünü bu nedenle resmin kış mevsimini temsil ettiğini söyledi. İşte bu anlatımda o an itibari ile benim için bir kazanım hâline dönüştü. Çünkü resimlerin hangi mevsimi anlattığını söylerken mevsimin özellikleriyle bir tanımlama yapmadı öğretmenimiz. Renklerden hareket ederek mevsim tanımlamaları yaptı. Sayfamız yazarlarından İlker GÖNEN’in bir yazısında bahsettiği gibi müthiş kavram hatalarına imza attı. Çünkü yaz mevsiminde de her yer yemyeşil, Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan çocuklar için her mevsim yemyeşil. Antalya’da yaşayan çocuklar için eylül ve ekim ayları denize girilecek en güzel aylar. Doğu illerinde yaşayan çocuklar için Mart ayı kartopu oynamak için güzel bir ay. Hemen kendi anlatımlarımı düşündüm ve böyle bir anlatım yapmadığım için mutlu oldum. İşte belirttiğim durumlar gibi öğretmenlerin baştan sona tüm anlatımları dinlemeleri ve kendilerine ilişkin notlar almaları gerekiyor. Ayrıca bu dönemde tüm öğretmenlerin teknoloji ile iç içe olmaları bilmedikleri tüm uygulamaları iyice öğrenmeleri gerekiyor. Çünkü bir önceki paragrafta dediğim çözümleri üretemeyen, öğrencileri ile bir araya gelmenin yolunu bulamayan tüm meslektaşlarım için yeni eğitim öğretim dönemi sıkıntılı başlayacak. Veliler ve toplum tarafından kesinlikle itibarsızlaştırılmaya başlanacaklar. Hele birde bu öğretmenler özel okul öğretmenleri ise onlar için hayat daha zor olacak. Çünkü döndüklerinde çalışabilecekleri bir işleri olamayabilecek.

Tüm bunlar öğretmenler açısından yaşanacak durumlar. Bu yaşananların elbette ki kurum idarecileri ve özel okul patronları için hatta sadece okul boyutlu değil tüm ülkedeki kurum idarecileri ve patronlar için kazanımları olacak. Akıllı yöneticiler artık personelleri ile günlük çalışmalar üzerinden değil saatlik çalışma mantığına göre anlaşmalar yapacaklar. Çünkü bu süreç bize insanların evlerinden de üretime katılabildiklerini, evden de işleri yürütebildiklerini gösterdi. Bu durum Türk insanı içinde iyi olacak. İnsanlar gerekli olduğunda çalışma alanlarına gidecekler, evden yapabilecekleri işleri olduğunda da evlerinde duracaklar. İşveren ve personel karşılıklı kazanç sağlayacak. İşveren de bu sayede yemek, elektrik kullanımı gibi giderlerini azaltmış olacaklar. Özel okul sahipleri, öğretmenleri ne olursa olsun işi olsa da olmasa da okulda tutmaya yönelik sergiledikleri manasız tutumlarından vazgeçebilecekler. Çünkü etüt gibi, sıkı sık yaptıkları saçma toplantılar gibi uygulamaları uzaktan eğitim ortamı gibi sanal ortama çevrim içi toplantılara çevirebilecekler. Bu durum emin olunuz ki yine özel okul yöneticilerine fayda sağlayacak. Çünkü öğretmenlik motivasyon işidir. Öğretmenin motivasyonu ise dinlenme ve işinin takdir edilmesidir. Yazdıklarımı şöyle toparlayıp yazıma son vereyim. Umarım işimiz olmadığında dışarı çıkmama davranışımızı bir yaşam şekline dönüştürür salgının olmadığı zamanlarda da bu şekilde davranırız. Umarım kapı komşumuz olan yaşlıların ihtiyaçlarını gidermede her zaman bu şekilde özverili oluruz. Umarım sağlık çalışanları başta olmak üzere hiçbir meslek grubuna karşı şiddet uygulamayız. Umarım öğretmenlerimizin kıymetini anlarız. Umarım öğretmen olarak kendimizi her daim yeniler ve her türlü duruma karşı hazırlıklı kılarız. Umarım işverenler olarak personeli gerekli gereksiz iş yerlerine getirme alışkanlığından vazgeçer iş odaklı çalışma planlarına yöneliriz. Ve son olarak umarım sizler de yazımın altına yorum yaparak eleştirilerinizi (olumlu/olumsuz) okumamı sağlarsınız.


1 yorum

Soner Akbaş · Nisan 7, 2020 11:25 tarihinde

Merhaba Hocam , yazınızı okudum ve her zaman olduğu gibi “yapıcı” bir gözlemle Ülkemizin ve Dünyamızın içinde bulunduğu covid 19 salgınından da ders alınıp evde olmaktanda faydalanabileceğimizi hatırlattınız çok teşekkürler.
Bir Doktor olarak naçizane şunları eklemek isterim. Ben bu aralar salgın dolayısıyla kendimi evde izole ettim .Eve gelipte çocuklarıma sarılamıyorum bile..Şu an çocuklarımı her an hastalık bulaştırma ihtimalimden dolayı “kendimden” koruyorum . Salgın bitene kadarda bu ne çocuklarıma sarılabilecem nede öpebilecem. Umarım çabuk biter …….
Ayrıca sağlıkta şiddet olayına vurguda bulunmanız beni çok mutlu etti. Bilinizki biz sağlıkçıları hastalarımızın ne öksürükleri ne balgamları , ne burun akıntıları ne idrarlarları nede kakaları tiksindirmez ancak bize kaldırdıkları elleri ettikleri küfürler midemizi bulandırıyor emin olun .
Uzaktan eğitime gelince şu an evlatlarımızım bu tür eğitimlere alışmasında fayda var ve tabiki öğretmenlerimizinde.. Belliki gelecek bunu gerektirecek .. Müfredat haricinde bunuda bir fırsat bilip aile katılımı olan uzaktan sosyal eğitimede önem verilmelidir.. Aile içi iletişim , ailede tüm fertlerin katıldığı öğretmenin uzaktan dahil edildiği ev içi aktivitelere ihtiyaç var, Kaliteli zaman geçirerek çocuklarımızın karekter gelişimine , eğitimine , adı “uzaktan” olan ancak öğretmeni, öğrenciyi , vede ailesini içine alan bir eğitim tarzınızın kaçırılmaz bir fırsatı bencede…
Bu fırsat ele geçmişken hızlı adımlarla hem müfredatı hem sosyal gelişimi destekleyen , özendiren programların hazırlanması ve uygulanmasını temenni ediyorum…
Evlatlarımızın eğitimine verdiğiniz önem ve katkıdan dolayı çok teşekkür ederim Kadir Öğretmenim ..

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir