Eğitimde Hakkaniyeti Sağlamak: Finlandiya Örneği

Samet DOĞAN tarafından tarihinde yayınlandı

“Eşitlik mi, yoksa hakkaniyet mi? Eğitimde hangisi daha önemli? Eşitliği sağlamak hakkaniyeti de sağlar mı? Toplumların gelişiminde hakkaniyetin etkisi nedir?” Son zamanlarda aklıma takılan bu sorulara cevap ararken karşıma Pası Sahlberg’in “Eğitimde Finlandiya Modeli” adlı kitabı çıktı. Finlandiya hepimizin bildiği gibi az nüfuslu, yer altı zenginliklerinden yoksun, soğuk bir kuzey ülkesi. Ancak yıllardır PISA ve TIMSS sınavlarında hep üst sıralarda yer alan ve eğitim modeli her yerde örnek gösterilen bir ülke. Bu özelliklerinden dolayı tüm dünyada bakışlar Finlandiya’ya ve Fin Eğitim Sistemi’ne çevrilmiş durumda. Peki Finlandiya Eğitim Modelinde hakkaniyetin yeri ne? Finlandiya hakkaniyeti nasıl sağlıyor? Hakkaniyet sayesinde mi uluslararası sınavlarda bu denli başarılı Finlandiya?

Nedir peki hakkaniyet? Kısaca “adalete uygunluk, adillik” şeklinde tanımlasak yanlış olmaz sanırım. Modern dünyanın her alanda ulaşmak istediği, hedeflediği bir olgu aynı zamanda. Bu kavram eğitim özelinde düşünüldüğünde çoğu insanın aklına eğitimde eşitlik, yani her bireye aynı eğitimi verme, gelebiliyor. Hâlbuki eğitimde hakkaniyet farklı seviyelerdeki öğrencilere, ihtiyaçlarına ve koşullara göre farklılaştırılmış eğitimi sunmakla çok daha yakından ilgili. Dünyada her alanda olduğu gibi eğitim alanında da hakkaniyet arayışları her geçen gün artmakta. Bazı ülkeler eğitimde hakkaniyet arayışının henüz çok başında iken bazıları ise eğitim modellerinin içine bu olguyu uygulanabilir bir şekilde yerleştirmeyi başarmış. İşte bu ülkelerden birisi de Finlandiya…

Yer altı zenginliği olmayan ve nüfusu az olan Finlandiya’nın her bir bireyi çok değerli ve özel. Bu yüzden hiçbir çocuğu kaybetmek istemiyorlar. Eğitimle ilgili bir rüyaları var: “Ailevi, sosyal veya kişisel şartları ne olursa olsun tüm çocuklar için her mahallede iyi bir okul” ve bu rüyalarını gerçeğe dönüştürebilmişler. Çünkü şunu biliyorlar: Okullar, çocukların eğitimde izleyecekleri yolu ve geleceğe dair beklentilerini etkiliyorsa eğer, o halde çocukların her gün evden okula taşıdıkları eşitsizliklerle baş edebilecek kapasiteye sahip olmalılar.

Yakın bir zamana kadar tüm öğrencilere birebir aynı eğitimi verip ardından aynı hedeflere ulaşmalarını beklemenin hakkaniyet anlamına geldiği düşünülüyordu. Ancak bunun yanlış olduğunu ilk fark eden ülkelerden birisi Finlandiya oldu. Eğitimde hakkaniyetin adalet ve kaynaştırma kavramlarından ayrılamayacağını fikrini ortaya koydular ve eğitimlerini varlık, gelir, statü ve ailevi şartlardan arındırdılar. Bu sayede eğitimde adilliği ve kapsayıcılığı yakaladılar ve Finlandiya, öğrenim sürecinin sosyoekonomik şartlardan minimum seviyede etkilendiği OECD ülkelerinden biri oldu. (OECD,2016b) Peki Finlandiya bütün bunları nasıl yaptı?

Finlandiya’nın Hakkaniyet Stratejisi

Yakın geçmişte Finlandiya eğitimine baktığımızda hakkaniyeti yakalama çabalarında iki dönem görüyoruz. İlki 70’li ve 80’li yıllarda okulların sıkı bir şekilde merkezden yönetilmesi ve denetimi. Bu dönemde bakanlıkça belirlenen müfredat ve ders programları, okul teftişleri, emir ve yasakları içeren ayrıntılı yönetmelikler başroldeydi. Bu dönemin özellikleri size de tanıdık gelmiştir. Zira hâlihazırda ülkemizde uygulanan sistemin ikizi adeta. Ve bir sır vermek gerekirse Finlandiya bu dönemde hakkaniyet açısından istediği seviyeye maalesef gelemedi.

90’lı yıllardan günümüze dek süregelen ikinci dönemdeyse (ki bu dönem Finlandiya’nın hakkaniyet anlamında hedeflerine ulaştığı dönemdir)  yerel yönetim birimlerinin güçlendiğini, âdemimerkeziyetçi reformların öncü olduğunu ve okullara özerlik yetkileri verildiğini görüyoruz. Bu dönemde okullar kendi müfredatlarının planlaması, ölçme-değerlendirme ve kendi gelişimlerinde sorumluluğu devraldılar. Kendilerini teftiş etmeye başladılar.  Bu teftişlerin yöntemi ”öz değerlendirme, meslektaş denetimi ve kişiye özel mesleki destek programları” şeklinde oldu. Okulların mali denetimleri belediyelere ve hatta pek çok yerde yine okullara bırakıldı. Örneklem tabanlı öğrenci değerlendirme sistemi güçlendi ve bu sayede okulların üzerindeki rekabet ve başarı sıralaması baskısı da kalktı. Bu dönemdeki en radikal değişimlerden biri ise öğretmenlerce okul bazında belirlenen müfredat oldu. Her okul kendi misyonunu, genel eğitim hedeflerini ve değerlerini tanımladı ve en önemlisi tanımlamakla kalmayıp uyguladı. Bu sayede okul müfredatlarının terminolojisi ve üslubu son derece gerçekçi ve pratik hale geldi. Müfredat, bürokratların elinden çıkma politika metinlerine benzeyen siyasi retoriklerden arındı. Çünkü şunu keşfetmişlerdi: Öğrencisinin başarılı olması hedefiyle hareket eden bir öğretmenin çabaları, parlamento üyelerinin ve bürokratların aynı niyetle attıkları adımlardan çok daha anlamlıydı.

Hakkaniyeti sağlama çabalarında diğer bir adım ise öğretmenlerin kesintisiz bir şekilde mesleki eğitime erişebilir olması. Bu amaçla her sene Finlandiya Merkezi Bütçesinden 30 milyon dolar öğretmen eğitimine ayrılmakta. Bunun yanında belediyeler bu alanda okullara destek vermekte. Finlandiya merkezi sınavlara, teftişlere, merkezi yönetim faaliyetlerine ayıracağı parayı öğretmenlerin mesleki gelişimine aktarıyor. Ayrıca her bir öğretmen yılın ortalama on gününü mesleki gelişimine ayırıyor ve bu günlerin çoğu öğretmenlerin boş zamanlarına ait.

Okulların Gelişiminin ve Toplumsal Gelişimin Dinamolarından Biri: Hakkaniyet 

Bana bir toplumu anlat derseniz ilk bakacağım yerlerden birisi de o toplumdaki okullar olur. Çünkü okul o toplumun minik bir özeti, adeta bir prototipidir. Toplumdaki tüm olumlu ve olumsuz durumları okulda da gözlemleyebilirsiniz. Bu yüzden hakkaniyetin gözetildiği bir okul, geniş çaplı toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerin etkilerini bertaraf edebilir. Okullarda tüm öğrenciler için yüksek kaliteli eğitime mümkün olduğunca erken yatırım yapmak, nitelikle hakkaniyeti birleştirmek ve en dezavantajlı çocuklara olabilecek en erken aşamada ekstra kaynak ayırmak uzun vadede en az maliyetli ve en faydalı bir strateji olup, toplumun gelişimine önemli katkılar sağlayacaktır.

Hakkaniyeti Sağlamak İçin Fikirler, Öneriler, Somut Adımlar

Hakkaniyeti sağlamak için kolektif ve çoklu koordine edilen hamleler şart. Eğitim, toplumun her alanıyla entegre olduğu için sağlık, gençlik, toplum bilimleriyle beraber çalışmak gerekiyor. Burada sistem yöneticilerine, okul idarecilerine ve öğretmenlere önemli görevler düşüyor:

Sistem Yöneticileri: Öğrenci ve aile profilinin çeşitli olduğu, özel ihtiyacı bulunan okullara ayrılan maddi ve beşeri kaynaklara pozitif ayrımcılık tanıyın. Nitelikli ve deneyimli öğretmenleri kritik durumdaki okullarda çalışmaya teşvik edecek politikalar geliştirin. Okullarda ruh ve beden sağlığı hizmetlerini geliştirin ve bu alanda diğer kamu görevlileri ve sivil toplum örgütleri ile işbirliğine gidin.  Müfredat planlaması ve uygulaması süreçlerinde okullara daha fazla görev ve sorumluluk verin.

-Okul Yöneticileri: Karşılıklı sorumluluk kültürüne zemin hazırlayın. Öğretmen ve öğrencilerin hakkaniyetli eğitim kapsamında ihtiyaç duyduğu koşulları sağlamak için çaba gösterin. Öğretmenlerin mesleki gelişimleri için akran ve meslek koçluğundan faydalanmalarına fırsat verin. Öğrenciler açısından daha kaynaştırıcı olun, sorunlara karşı erken müdahaleyi ve önleyici hizmetleri devreye sokun.

-Öğretmenler: Sınıfınızdaki ve okulunuzdaki tüm öğrencilerin sağlıklı ve güvende olduğundan, katılım gösterdiğinden, destek aldığından, çabalamaya teşvik edildiğinden emin olun. Her alana dokunan zengin bir müfredat için meslektaşlarınızla ortak çalışın. Öğrencilerinize çoklu zeka kuramını anlatın, yetenek ve başarının çeşitli biçimlerde oluşabildiğini anlamalarını sağlayın. Öğretimde her öğrenciyi aktif kılacak ve aidiyet hissini geliştirecek işbirlikçi öğrenme yöntemlerini kullanın.

Finlandiya örneğinde görüldüğü gibi iyi bir eğitim sisteminde sadece eşitlik yeterli gelmiyor, hakkaniyete de çok önem vermek gerekli. Her çocuğun işlenmesi gereken bir cevher olduğunu baştan kabul etmek de gerekiyor.  Tüm bu bahsedilenleri bizim eğitimcilerimizin de bildiğine eminim. Ama Finlandiya tüm bunları uygularken biz neden uygula(ya)mıyoruz? Finlandiyalıların insana ve eğitime dair inançları mı farklı? Yoksa bizim düşünce sistemimizi mi değiştirmemiz gerekiyor? Ne dersiniz?


0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir