İyi Bir Üniversite İçin Nasıl Bir Çocuk Yapalım?

Hüseyin Kadir YÜKSEL tarafından tarihinde yayınlandı

Türkiye’de yaşayan anne ve babaların problemlerinden biri çocuklarının iyi bir üniversite kazanmalarıdır. İyi bir üniversite diyorum çünkü artık normal bir üniversiteden mezun olmak maddi bir gelir sağlama anlamına gelmemektedir. Malum tüm eğitim hayatının sadece son dört yılı geri dönüşümü olan bir süreçtir. Son dört yılınızda aldığınız yol, biriktirdiğiniz bilgi ve birikim size geri dönüşüm sağlayacaktır. Şüphesiz son dört yıla gelebilmek için önceki öğrenmelerin etkisi büyüktür fakat ne biriktirirseniz biriktirin son dört yılda alacağınız diplomanın kumbarasında birikenlerden daha fazla ve daha değerli olmayacaktır.

Bu bilinç ile kötü veya iyi hayat deneyimine sahip anne ve babalar için tek problem çocuklarının okuyacakları üniversite olmaktadır. Teknolojinin ilerlemesi ve insanların bilgiye çok hızla ulaşmaları ile günümüz anne babaları daha bilinçli ve eğitime daha çok önem verir hale gelmişlerdir. Teknolojik gelişmeler ve buna bağlı olarak makineleşmenin artması herhangi bir iş için insanlar arasında farklı rekabetlerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Üniversite sayılarının ve kontenjanların artması da üniversite mezunu sayısının artmasına sebep olmaktadır. Tüm bu gelişmelere günümüz anne babaları duyarsız kalmamakta çocuklarının bu yarışta bir adım öne geçmeleri için hep daha iyisini istemektedirler. Çocuklarının daha iyisine ulaşabilmeleri için de sürekli olarak arayış içine girmektedirler. İşte bu noktada aileler bazen yazımın başlığını bile düşünür hale gelmektedir. Nasıl bir çocuk yapmalıyız veya yapmalıydık?

İyi bir üniversite için zeki mi, çalışkan mı, akıllı mı olmak gerekir? Yoksa bunların hepsine sahip mi olmak gerekir? Şimdi adım adım ilerleyerek açıklamaya çalışalım. Zekâ insanın mevcut durumda elinde bulundurduğu bilgiyi yorumlayarak başka durumlarda menfaatine uygun olarak kullana bilme becerisi olarak tanımlanabilir. Problem çözebilme becerisi olarak ta tanımlayanlar olmaktadır. Ama bu tanıma tam olarak katılmamız mümkün değildir. Çünkü su dolu bir bardağın içinde bulunan ekmek parçasını gagası ile almaya çalışan bir karga, ekmeğe yetişemediğinde bardağın içine etrafında bulunan bir taşı atarak su seviyesini yükseltip ekmeği alma becerisi sergilemektedir. Bu problem çözme becerisine tam anlamıyla bir örnektir. Bu durumda ikinci tanıma göre karga zeki bir hayvan olarak adlandırılmalıdır ama kargaya bu davranıştan dolayı zeki diyemeyiz. Peki karganın sergilediği bu davranışın bir karşılığı olmalı değil mi? Bu davranıştan dolayı kargaya bir sıfat eklemek zorundayız değil mi? İşte bu noktada devreye akıl girmektedir. Kargaya akıllı diye biliriz. Çünkü akıl, duruma en uygun materyali kullanma becerisidir. Yani akıllı insanlar ellerinde bulunan materyalleri en uygun alanlarda kullanırlar. Peki bu tanımlara bakarak zeki insan mı akıllı insan mı makbuldür? Bu durum yerine göre değişir. Örneğin üniversite sınavında başarılı olmak için bu ikisine de sahip olmanız yeterli olmayacaktır. Dünyevi bütün becerilere sahipte olsanız akademik salt bilgiye sahip değilseniz üniversite sınavını kazanamayacaksınız. Yani bu özelliklerin yanında çalışkan da olmak zorundasınız. Asgari düzeyde çalışkan olmanız yeterli çok çalışkan olmanıza gerek yok. Peki bu noktada bir soru daha soralım, “Asgari düzeyde çalışkanlık için ne yapılmalı?”. Bunun için devamlılığı olan yani düzenli bir çalışma sergilemeniz yeterli. O halde iyi bir üniversitenin kapısını açabilmek için zeki, akıllı ve çalışkan olmamız gerekiyor. Bu becerilerden birinin olması değil tamamının bir bireyde toplanması gerekiyor. “Eeeee, bunu Türkiye’de bilmeyen mi var? Bu kadar yazıyı herkesin bildiği bir şeyi anlatmak için mi yazdınız? Nerede sizin farklılığınız?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu noktada komik ama ilginç bir gerçeğe dikkatinizi çekmek istiyorum. Diyelim ki çocuğunuzun olması için sürekli dua ediyorsunuz ve dualarınızda sürekli olarak yukarıda belirttiğimiz özelliklerde bir çocuğunuzun olmasını istiyorsunuz. Sürekli aynı duayı ediyorsunuz ve bir gün duanız kabul oluyor ve belirttiğimiz özelliklerde bir çocuğunuz oluyor. İstediğiniz özelliklere sahip dünyaya gelen bu çocuğun Türkiye’de iyi bir üniversite kazanma şansı, ne yazık ki hala %50’dir. Neden mi? Çünkü çocuğunuz optik formda yer alan boşlukları düzgün dolduramıyorsa dünyanın en zekisi, en akıllısı ve hatta en çalışkanı bile olsa Türkiye’de iyi bir üniversiteyi kazanamayacaktır. Bu yüzden çocuğunuza gerekli akademik becerileri yüklemek için, çalışma becerisini kazandırmak için tonlarca para harcarken temel becerileri kazandırmayı unuttuğunuzun lütfen farkına varın. El becerisi gibi temel bir becerinin hayatını kurtara bileceğini unutmayın yoksa Türkiye’nin en iyi üniversitesinde elektrik elektronik mühendisliği okumuş ama evindeki ampulü bile değiştiremeyen bireyler yetiştirmiş olursunuz. Kısacası önce el becerisi yüksek bir çocuk yapın.


0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir