Uygulanamayan Yasak “Ev Ödevi”

Hüseyin Kadir YÜKSEL tarafından tarihinde yayınlandı

TDK (2017) ödevi; yapılması, yerine getirilmesi, insanlık duygusu, töre ve yasa bakımından gerekli olan iş veya davranış, vazife, vecibe olarak tanımlamıştır (http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5a0c7a487da7e2.24180155). Eğitim açısından düşünüldüğünde ödev, öğretimin sınıf dışına taşan bir uzantısı olarak adlandırılabilir. Ödev eski öğrenmelerin anlam kazanmasında ve yeni deneyimlerin edinilmesinde en etkili araçlardan biridir. Ödevler içeriklerine göre öğrencilerde öğrenmeyi geliştirme ve pekiştirme sağlamanın yanı sıra sorumluluk duygusu geliştirmede de faydalı araçlardır. Fakat bütün bu olumlu yönlerinin haricinde ödevlerin olumsuz yönleri de vardır. Niteliksiz ve amaca uymayan ödevler öğrencilerin ödevin verildiği derse karşı olumsuz tutum geliştirmelerine sebep olabilmektedir. Öğrenciler öğretmenler tarafından özensiz bir şekilde verilen ödevleri yapmamakta, bu yüzden sorumluluk duygusu geliştirememektedirler.

  Ev ödevleri ile ilgili değişik araştırmalar yapılmıştır. Araştırmalar ödevlerin farklı boyutları ile ilgilenmişlerdir. Okan ev ödevleri üzerinde kontrolün etkisini, Aytuna ev ödevinde yaşın etkisini, Bilen ev ödevinin çeşitlerini araştırmıştır (Okan, 1989; Aytuna, 1963; Bilen, 1982; aktaran Yücel, 2004). Yapılan araştırmaların tarihlerine bakıldığında yakın tarihli olmadıkları görülmektedir. Bunun sebebi ödevin MEB tarafından yasaklanmış olmasıdır. Fakat yasak olmasına rağmen öğretmenler tarafından farklı isimler altında verilmeye devam edilmektedir.  

Ev ödevlerini sorumluluk bilinci ile düzenli bir şekilde yapan öğrenciler olduğu kadar, düzensiz ve isteksiz yapan veya hiç yapmayan öğrencilerde vardır. Okul ortamında ve sosyal çevrede ödevlerini düzenli yapan öğrencilerin diğer öğrencilere göre akademik açıdan daha başarılı olduklarına dair bir kanaat vardır. Bu görüş araştırmacıların da dikkatini çekmiştir. Ev ödevlerinin akademik başarıya etkisi üzerine araştırmalar yapılmıştır. Wolf ilkokul düzeyinde, Foyle lise düzeyinde ve Kneisner ve Harvvood üniversite düzeyinde araştırmalar yapmışlar ve ödevin akademik başarıda etkili olduğunu bulmuşlardır (Wolf, 1979; Folye, 1984; Kneister ve Harvvood, 1978; aktaran Kapıkıran & Kıran, 1999). Bu araştırmalardan farklı olarak Walberg ev ödevlerinin etkilerinin araştırıldığı 1966-1981 yılları arasında yapılan yayınlanmış ve yayınlanmamış durumdaki 81 incelemenin analizini yapmıştır. Analiz sonucunda bazı araştırmalarda ödevin akademik başarı üzerinde etkili olduğu çıkarken bazı araştırmalarda etkisi olmadığı sonucu ortaya çıkmıştır (Walberg, 1983; aktaran Kapıkıran & Kıran, 1999).

Son yıllarda da ülkemizde öğretimin bir parçası olan ödevlerin akademik başarıya olan etkisi uzmanlarca tartışılmaktadır. Bu tartışmalardan yola çıkarak ülkemizde öğretmenlerce ev ödevi verilmesi MEB tarafından yasaklanmıştır. Fakat ev ödevi öğretmenler tarafından hala gayri resmi olarak verilmektedir. Bu sebeple günümüzde ev ödevlerinin akademik başarı üzerindeki etkileri değil; nitelikleri, içerikleri ve öğrenciye ne ifade ettiği üzerinde çalışılması gerekmektedir. Bu boyutlardan en önemlisi ev ödevinin öğrencinin gözündeki yeridir.

Öğrenciler için ev ödevinin neyi ifade ettiğini araştırmanın en doğru yollarından biri tutum ölçeği hazırlamaktır. Çünkü tutum ölçekleri bireyin psikolojik bir obje ile ilgili düşünce, duygu ve davranışlarının boyutunu belirlemek için kullanılır. Bu sebeple Ortaokul 7. Sınıf öğrencilerinin ev ödevine karşı tutum ve görüşlerini belirlemek için bir ölçek hazırlanmıştır (Yüksel, 2018). Ölçek sınav kaygısından uzaklık ve bilinç düzeyinin yüksekliği dikkate alınarak 7. sınıflara uygulanmıştır.

Hazırlanan ölçeğin pilot uygulaması Ankara ilinde bulunan bir devlet okulunda eğitim gören 7. Sınıf öğrencilerine yapılmıştır. Pilot uygulamanın ardından yapılan güvenirlik ve geçerlik analizleri sonrası 26 maddeden ve 4 boyuttan oluşan Ev Ödevine Karşı Tutum ve Görüş Ölçeği nihai form olarak elde edilmiştir (Yüksel, 2018). Bu ölçek araştırmanın yapılması ve yorumlanması için Ankara ilindeki 42 farklı devlet okulunda eğitim gören 703 ortaokul öğrencisine uygulanmış ve çok dikkat çekici sonuçlar elde edilmiştir. Ev ödevi ve ölçek ile ilgili verdiğimiz bilimsel bilgilerden sonra araştırmamızdan elde ettiğimiz ilginç sonuçlara geçelim.

Bulgular, Yorumlar ve Öneriler

Bulgularımızı ölçeğimizin boyutlarına göre ele alalım ve yorumlayalım.

1. Boyut : Akademik Başarı

Yazımızın giriş kısmında ev ödevinin öğrenme üzerinde etkisinin olmadığını savunan akademik çalışmaların varlığından bahsetmiştik. Bu konuda ödevin direkt muhatabı olan öğrencilerin görüşlerine baktığımızda araştırmaların tam tersini gösteren bulgulara ulaşıyoruz. Yukarıdaki tabloyu incelediğimizde ödevin akademik başarıya etkisi ile ilgili sorduğumuz dört soruya da katılımın %50’den fazla olduğu görülmüştür. Kamuoyunda öğrencilerin ödev verilmesini istemedikleri, ödevi gereksiz gördükleri yönünde bir görüş hakimdir. Oysa öğrencilere bu konularla ilgili yönelttiğimiz sorulara verdikleri cevaplarda algının tam tersi sonuçlara ulaşılmıştır. Katılım oranları incelendiğinde kız öğrencilerin daha yüksek oranda katılım sağladıkları söylenebilir. Ayrıca ödevin akademik başarıya etkisinin olduğunu düşünen öğrencilerin %76’sının not ortalaması 70 ve üzerindedir.

Öğrencilerin %53,5’i ev ödevlerinin yaratıcı düşünme becerilerini geliştirdiğini düşünmektedirler. Katılım gösterenlerin %37,2’sinin not ortalaması 70’in üzerindedir. Bu durum ev ödevinin yaratıcı düşünme becerisini geliştirdiğini düşünenlerin çoğunluğunun not ortalamalarının orta ve daha az düzeyde olduğunu göstermektedir. 

En çarpıcı sonuç ise ödevler olmasa da derslerimi tekrar ederim maddesinde ortaya çıkmaktadır. Katılımcı öğrencilerin %27,1’i bu maddeye katılım yönünde yanıt vermişlerdir. Katılım yönünde görüş belirten öğrencilerin %80’inin not ortalamasının 70’ten yukarı olduğu görülmektedir. Yani başarı düzeyi yüksek öğrenciler ev ödevi olmadan da ders çalışacakları yönünde görüş belirtmişlerdir. Zaten bu durum beklenen bir durumdur. Çünkü genel olarak akademik başarısı yüksek öğrenciler planlı çalışan öğrencilerdir. Not ortalaması düşük öğrenciler ise ev ödevi sayesinde konuları tekrar edebildikleri görüşünü belirtmişlerdir. Bu bilgilerden yola çıkarak akademik başarının sınıf genelinde yükselmesi için ev ödevinin gerekli olduğunu söyleyebiliriz. 

Genel olarak maddeleri incelediğimizde öğrencilerin ev ödevlerini gerekli ve akademik başarıyı etkiler nitelikte gördükleri sonucuna ulaşıyoruz. Akademik çalışmalar veya eğitimi yönlendiren karar mercileri ev ödevinin öğrenmeye etkisinin olmadığını söyleseler de öğrenci tarafında algının tam tersi yönde olduğu görülmektedir. Öğrencilerin bu görüşe sahip olmalarında, öğretmenlerin ev ödevi vermekten vazgeçmemeleri ve ailelerin okuldan gelir gelmez çocuklarına ilk olarak ödevlerinin olup olmadığını sormaları temel etkendir.

2. Boyut : İçerik ve Çalışma Şekli

Ev ödevine karşı tutumda en önemli boyutlardan biri de ödevlerin içeriği ve ödevlerin yapım aşamasındaki çalışma şeklidir. Bu boyuta karşı öğrenci tutumlarını ölçmek için sorulan sorulara verilen yanıtlara göre oranlar Tablo 2.’de gösterilmiştir.

Öğrencilerin ödevi yapım aşamasındaki çalışma şekillerine ilişkin verilere baktığımızda öğrencilerin kendi başlarına çalışmaya karşı tutumlarının grup çalışmasına karşı tutumlarına göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu maddelere verilen cevapları not ortalamalarına göre incelediğimizde ödevlerini kendi başına yapmak isteyenlerin %75’inin not ortalamasının 70 puan ve üzerinde olduğu görülmektedir. Not ortalaması yüksek öğrencilerin bireysel çalışma yöntemini seçmelerindeki en büyük etken grup çalışmalarında sorumluluğun çoğunu belli kişilerin üstlenmesidir.

Eğitim açısından düşündüğümüzde grup çalışması yöntemi, öğrencilerin bir gruba ait olma bilincini kazanmaları, işbölümü kavramını öğrenmeleri ve sorumluluk bilincini geliştirmeleri için verilmektedir. Öğrencilerin ödevlerini kendi başlarına yapmayı istemelerinden yola çıkarak grup çalışmasında hedeflenen davranışların öğrencilere kazandırılamadığı söylenebilir.

İçerik bakımından incelediğimizde öğrencilerin teknolojiyi daha çok kullanmalarını gerektiren ödevlere ve uzun süreli (performans/proje) görev ve çalışmalara karşı daha olumlu tutum gösterdikleri görülmektedir. Bu sonuçlardan da anlıyoruz ki Milli Eğitim Bakanlığının performans ve proje görevi verilmesini zorunlu kılmasının, FATİH projesi gibi projelerle teknolojiyi sınıflara taşımasının doğru verilmiş kararlar olduğu görülmektedir. Bu noktada verilen kararlar doğru olsa tekrardan kaldırılma kararı alınmazdı gibi eleştiriler gelebilir. Ama unutulmamalıdır ki performans görevi ve proje çalışmalarının kaldırılmasındaki sebep bu ödevlerin niteliksiz olmaları değil, öğretmenler tarafından içeriğinin tam anlaşılmadan yanlış biçimde verilmeleridir. Şüphesiz yaşam becerilerinin öğrencilere kazandırılmasında en etkili yöntem nitelikli performans görevi ve proje çalışmalarıdır. Bu kapsamda öğretmenlerin hizmet içi eğitimlerle performans ve proje görevlerinin nitelikleri, amaçları ve değerlendirme yöntemleri ile ilgili eğitimlerinin yapılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde hayat ve okul öğrenmeleri arasındaki etkileşim sağlanmış olur.

3. BOYUT: Psikolojik Etki

Ev ödevine karşı tutumda öğrenci psikolojisinin etkisi büyüktür. Çünkü psikolojik etkiler motivasyonu arttırır veya azaltır. Tabloyu incelediğimizde öğrencilerin %61’inin, öğretmenlerin ödev yapan öğrencilere karşı pozitif tutum sergilediğini düşündüklerini görmekteyiz. Bu durum bilinen bir gerçeğin ispatı niteliğindedir.

Dikkat edilmesi gereken diğer bir bulgu da öğrencilerin verilen ödevlerde ortaya çıkardıkları ürünlerin sergilenmelerini istemeleridir. Öğrencilerin ödevlerinin sergilenmesi onlarda önemsendikleri duygusunu ortaya çıkarmaktadır. Bu sebeple verdiği ödevlerde ortaya çıkan ürünleri sergileyen öğretmenlerin derslerine ilgi daha fazla olmaktadır.

Öğrencilerin yarıdan fazlası öğretmenlerin ödevleri verirken titiz davrandıklarını düşünmektedirler. Bu tutumu sergileyen öğrencilerin %80’e yakınının not ortalamasının 70’den az olduğu görülmektedir. Akademik başarısı yüksek öğrenciler öğretmenlerin ödev verirken titiz davranmadıklarını düşünmektedirler. Bu noktada öğretmenlerin ödev verirken kişisel farklılık ve ilgileri dikkate alarak ödev vermeleri gerektiği söylenebilir. Kişisel farklılıkları ve ilgileri dikkate alan en iyi ödev türü “Seçkili Performans” görevleridir.

Öğrencilerin %48’i ödevleri olduğunda, evde dahi kendilerini okuldaymış gibi hissetmektedirler. Bu sonuç öğrenci psikolojisi açısından kötü bir durum gibi değerlendirilebilir. Fakat eğitimin sürdürülebilirliği açısından bakıldığında ev ödevinin devamlılığı sağladığı söylenebilir.

Akademik başarısı yüksek öğrencilerin büyük bir kısmı ev ödevini yapmadığında arkadaşları veya öğretmenleri tarafından küçük düşürüleceğini düşünmektedirler. Bu durumun ortadan kalkmasında sınıf yönetimi becerisinin ve öğretmen tutumlarının önemi ortaya çıkmaktadır.

4. BOYUT: Ders ve Öğretmene Karşı İlgi

Öğrencilerin neredeyse tamamı sevdikleri dersin ödevini daha istekli yaptıkları yönünde görüş belirtmişlerdir. Burada sadece derse karşı tutumdan bahsedilmesi doğru değildir. Öğretmene duyulan sevgi ile derse duyulan ilgi arasında doğru orantı vardır.

Dersleri sayısal, sözel ve dil eğitimi adı altında grupladığımızda ortaya ilginç sonuçlar çıkmaktadır. Geçmiş yıllara ait veriler kontrol edildiğinde öğrencilerimizin sayısal derslerde gösterdikleri başarının düşük olduğu görülmektedir. Fakat ev ödevine karşı tutumları bunun tersi yönündedir. Öğrencilerin %60’ı sayısal derslerin ödevlerini daha istekli yaptıkları görüşünü belirtmişlerdir. Buradan yola çıkarak sayısal derslerde verilen ödevlerin tam ve kalıcı öğrenmeye hizmet etmediği yorumunu yapabiliriz. Çünkü bu istekli öğrenci grubuna sayısal derslerde daha kaliteli ödev verilmesi alana ait başarının artmasına sebep olacaktır. En düşük tutum yabancı dil derslerinde verilen ödevlere karşıdır. Araştırmanın bu şekilde bir bulguyu ortaya çıkarması çok doğaldır. Çünkü Türkiye’de yapılan yabancı dil eğitimi konuşma becerisini geliştirmek yerine gramer becerisini geliştirmek yönündedir. Ev ödevlerinin içeriği de bu yönde eğilim göstermektedir. Aynı kelimenin 50 defa yazdırılması ile yabancı dil eğitimi yapılmaz. Bu tutum öğrencinin ilgisini negatif yönde etkiler. Yabancısı olunan bir dile karşı ilginin arttırılması için öncelikle kişiler arasında konuşulmasını sağlamak gerekir. Konuşma becerisi gelişen insanlarda o dile ait kuralları öğrenmeye yönelik bir eğilim başlar. Tam bu noktada araştırmaların yönlendirilmesi gerekir. Bu yönlendirme öğretmen tarafından yapılacaksa devreye ev ödevi girer. Böylelikle dil eğitiminde verilen ev ödevlerine karşı ilgi arttırılmış olur.


0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir